CHP'de alınan mutlak butlan kararının ardından yalnızca hukuki bir süreç değil, aynı zamanda siyasi dengeleri de değiştiren yeni bir dönem başladı. Özellikle Aydın'da yaşanan gelişmeler, parti tabanında ciddi tartışmaları beraberinde getiriyor.

 

Son günlerde peş peşe yapılan ilçe başkanlığı görevlendirmeleri ve örgüt yapılanmalarına bakıldığında dikkat çeken ortak bir nokta var: Atanan isimlerin önemli bir bölümünün Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu'na yakın olduğu yönündeki değerlendirmeler.

 

Bu durum, parti içinde "örgüt yeniden mi şekillendiriliyor?" sorusunu gündeme taşıyor.

 

CHP'nin yıllardır savunduğu ortak akıl, katılımcı demokrasi ve örgüt iradesi ilkeleri, bugün yeniden sorgulanıyor. Çünkü örgütlerin iradesiyle mi hareket ediliyor, yoksa belirli bir siyasi merkezin tercihleri mi hayata geçiriliyor? Bu sorunun cevabı yalnızca bugünü değil, partinin geleceğini de etkileyecek.

 

Aydın siyaseti uzun yıllardır tek bir ismin ağırlığını hissediyor. Elbette belediye seçimlerinde elde edilen başarılar önemlidir. Ancak siyasi başarı, parti örgütünün tamamının tek bir merkeze bağlanmasını meşru hale getirir mi?

 

İşte asıl tartışma da burada başlıyor.

 

Mutlak butlan kararının ardından yaşanan bu süreç, CHP içinde farklı düşünen isimlerin etkisinin giderek azalacağı yönündeki kaygıları artırıyor. Eğer tüm görevlendirmeler aynı siyasi çizgiye yakın isimlerden oluşursa, farklı görüşlerin temsil edildiği demokratik parti yapısından söz etmek zorlaşacaktır.

 

Diğer taraftan kamuoyunda farklı bir eleştiri daha dile getiriliyor. CHP'nin iktidarı eleştirdiği birçok yönetim anlayışının benzerinin parti içinde uygulanması halinde, seçmene nasıl bir değişim vaat edileceği sorgulanıyor. "Gölge AKP" benzetmesi de tam bu noktada ortaya çıkıyor. Bu ifade, parti içinde güç ve karar alma mekanizmalarının tek elde toplandığı yönündeki eleştirilerin bir yansıması olarak kullanılmaktadır.

 

CHP'nin en büyük gücü örgütleridir. Eğer örgütler yalnızca onay makamına dönüşürse, parti içi demokrasi zarar görür. Farklı fikirlerin konuşulamadığı, eleştirilerin dikkate alınmadığı bir yapı, uzun vadede hem partiye hem de seçmene kaybettirir.

 

Aydın'da bugün konuşulması gereken konu kişiler değil, yönetim anlayışıdır.

 

Atamalar hangi kriterlere göre yapılıyor?

 

Parti emekçileri ne kadar söz sahibi?

 

Örgütün iradesi gerçekten sandığa ve karar mekanizmalarına yansıyor mu?

 

Bu soruların net cevapları verilmediği sürece tartışmalar büyümeye devam edecektir.

 

Sonuç olarak mesele yalnızca birkaç ilçe başkanının kim olduğundan ibaret değildir. Mesele, CHP'nin Aydın'da nasıl bir siyasi kültür inşa edeceğidir.

 

Mutlak butlan sonrasında yeni bir sayfa mı açılıyor?

 

Yoksa tek merkezden yönetilen yeni bir düzen mi kuruluyor?

 

Bu sorunun cevabını zaman gösterecek. Ancak unutulmamalıdır ki güçlü partileri güçlü yapan yalnızca liderler değil, özgür iradesini ortaya koyabilen örgütlerdir.