Aristokrasi Aynada Başlar
Bir yazıyı okurken insan bazen yazılanlara değil, yazanın ruh haline odaklanıyor.
Çünkü fikir üretmek yerine hakaret üretildiğinde, ortaya çıkan şey köşe yazısı değil, öfke nöbetinin metne dönüşmüş hali oluyor.
Bir gazeteciyi eleştirebilirsiniz.
Yazdıklarına katılmayabilirsiniz.
Hatta sert şekilde karşı çıkabilirsiniz.
Ama argüman yerine "çakma aristokrat", "Çin malı aristokrat", "tel maşa aristokrat" gibi ifadeler kullanıyorsanız, aslında karşınızdakini değil kendi çaresizliğinizi tarif ediyorsunuz demektir.
Vefa dersi vermeye kalkışanların önce gazeteciliğin temel ilkelerini hatırlaması gerekir.
Gazetecilik; bir siyasetçiye, bir belediye başkanına ya da bir güce sadakat göstermek değildir.
Gazetecilik; gerektiğinde alkışlayabilmek, gerektiğinde de eleştirebilmektir.
Bir gazetecinin görevi efendi değiştirmek değil, hiçbir efendinin adamı olmamaktır.
Bugün bir kişinin Nazım Hikmet anmasına ilişkin görüşünü beğenmeyebilirsiniz.
Ama buna verilecek cevap hakaret değil, fikir olmalıdır.
Çünkü hakaret, fikrin bittiği yerde başlar.
Bir başka dikkat çekici konu ise sürekli vefadan söz edenlerin, farklı düşüncelere tahammül göstermekte zorlanmasıdır.
Demokrasi yalnızca hoşumuza giden sözleri dinlemek değildir.
Asıl demokrasi, hoşumuza gitmeyen sözlerin de söylenebilmesine saygı duymaktır.
Bu nedenle kimsenin aristokratlık tartışmasına girmesine gerek yok.
Gerçek aristokrasi soyda değil, üsluptadır.
Ve insanın üslubu, aynaya baktığında gördüğü karakterin en net yansımasıdır.