Her yaz mevsimi yaklaştığında içimizde bir korku başlar: “Bu yıl ormanlarımızı koruyabilecek miyiz?” Ne yazık ki her yıl bu sorunun cevabı daha acı verici oluyor. Türkiye’nin dört bir yanında yükselen dumanlar artık sadece bir yangını değil, ihmalin, vurdumduymazlığın ve doğa katliamının simgesi haline geldi.
Yanan sadece ormanlar değil. Her ağaçla birlikte bir kuşun yuvası, bir sincabın evi, bir böceğin yaşam alanı da yok oluyor. Alevler sadece gövdeyi değil, geleceği de kül ediyor. Çocuklarımıza bırakacağımız yeşil miras her yangında biraz daha eriyor.
Bir de şu soruyu sormak gerekiyor: Neden her yıl aynı acıyı yaşıyoruz? Alınmayan önlemler, yeterli olmayan hava araçları, geç müdahaleler, denetlenmeyen piknik alanları, sabotajlar ve rant uğruna yok edilen doğa parçaları... Bütün bunların bedelini yalnızca doğa mı ödüyor?
Toplum olarak unutmamamız gereken bir şey var: Ormanlar sadece oksijen kaynağı değil, aynı zamanda birer yaşam alanıdır. Her ağacın altında bir hayat gizlidir. Bu hayatlar, sadece birkaç dakikalık dikkatsizlikle ya da bilinçli sabotajlarla yok edilemez. Edilmemeli.
Elbette ki kahraman itfaiyecilerimiz, gönüllülerimiz ve ormancılarımız var güçleriyle mücadele ediyor. Ancak onların çabaları da bir yere kadar. Gerçek çözüm, yangın çıktıktan sonra değil, çıkmadan önce alınacak önlemlerde saklı.
Eğer bir yaz daha ciğerlerimiz yanmasın istiyorsak, yalnızca seyretmekle kalmamalı; bilinçlenmeli, duyurmalı ve mücadele etmeliyiz. Unutmayın, ormanlar sustuğumuz her gün biraz daha sessizliğe gömülüyor.