Cumhuriyetimizin temelleriyle birlikte egemenlik hakkının halka geçtiği bir devrimle başladı. Ancak, bu devrimin ikinci aşaması olan eşit yurttaşlık hakkı, 1926'da kabul edilen ve yürürlüğe giren Medeni Kanun ile gerçekleşti. Bu kanun, kadınlar ve erkekler arasında eşitlik ilkesini temel alarak, toplumsal, kültürel, ekonomik ve siyasal yaşamda önemli bir dönüşüm başlattı.
Medeni Kanun'un kabulüyle birlikte, kadınlar için boşanma hakkı, velayet hakkı, mal varlığı üzerinde tasarruf hakkı gibi temel haklar tanındı ve kadın-erkek eşitliği sağlandı. Bu önemli adım, Türk kadınının tarihindeki en hazin simalardan birini değiştirerek, ona saygın bir konum kazandırdı. Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt'un ifadesiyle, Türk kadını artık esir olmaktan çıkarıldı ve hak ettiği değeri görmeye başladı.
Ancak, bugün bu kazanımlar tehdit altında. İktidarın kadınların haklarına yönelik saldırıları artıyor ve Medeni Kanun'un değerleri çiğnenmeye çalışılıyor. İstanbul Sözleşmesi'nin feshi, kadını şiddetten koruyan yasaların budanması gibi adımlar, kadınların kazanımlarını yok etmeye yönelik girişimlerdir.
Özellikle süresiz nafaka konusunda yapılan tartışmalar, aslında kadınların ekonomik bağımsızlığına ve güvenliğine yönelik bir saldırıdır. Kadınları mağdur eden, onların yaşamlarını daha da zorlaştıran bu yaklaşımlara karşı durmak zorundayız.
Ayrıca, boşanmaların hızlandırılması ve arabuluculuk gibi konuların gündeme getirilmesi, aslında kadınların haklarını korumak yerine erkeklerin lehine olan bir dönüşümü işaret etmektedir. Kadınların güvenliği ve hakları göz ardı edilerek yapılan bu adımlara karşı çıkmalıyız.
Bugün, bütün kadın örgütleri ve demokrasi savunucularıyla bir araya gelerek, Medeni Kanun'un temel değerlerini savunmak için bir araya geldik. Sil baştan yazılmak istenen bu kanunu yok saymayacağız ve Cumhuriyet'in temel değerlerine sahip çıkacağız. Kadınların haklarına ve eşitliğe olan inancımızı koruyarak, mücadelemizi büyüteceğiz ve siyasette, mecliste ve sahada varlığımızı hissettireceğiz.
