Ruh sağlığı, sadece bireyin iç dinamiklerine odaklandığında -ki bugün psikolojinin ve psikiyatrinin içinde bulunduğu durum budur- birçok faktörü es geçmektedir ve bireye ayrıyeten bir yük bindirmektedir. Niyetim bir anti-psikoloji, anti-psikiyatri oluşturmak değildir, metadolojik (yöntemsel) bir tartışmaya değinmektir. Zaten bu meseleler 20.yy'ın başlarından beri tartışılmaktadır, fakat dikkate alınmamaktadır.
Renata Salecl, içinde yaşadığımız kapitalist sistemin bizleri "kişisel gelişim ideolojisi"ne mahkum ettiğini "Seçme İkilemi"nde tartışmıştır. Kişisel gelişim ideolojisi kısaca, bireyin hedeflerine ulaşma yolunda, sorumluluğu sadece bireyin kendisine odaklayan bir ideolojidir. Örneğin, bir ev ve araba almak istiyorum, çalışıyorum çalışıyorum ama bunu elde edemiyorum, bu ideolojik bakışa göre yeterince çaba sarfetmedim, hedefime odaklanmadım, bazı şeyleri yanlış yaptım, düzeltmem gereken noktalar var vs. Bütün bu önermelerin ortak noktasına dikkat edilirse birey elde edemediği herhangi bir şey için ok'u kendine yöneltiyor, kişisel gelişim kitaplarının yaptığı da bu değil mi? Daha trajik bir örnek vereyim, asgari ücretle geçiniyorum ve barınma, yemek vb. temel ihtiyaçlarımı gideremiyorum, bir de bedenimi ve ruhumu günün çoğu saatinde sattığım halde. İlk verdiğim örnek, ülkemizin taşıt ve emlak piyasasına, ikinci örnek ise bireyin sistem içerisindeki çaresizliğine yaptığım bir atıftır. Sistem içerisinde çaresizce kıvranan, kendi kendine yetemeyen bireyin hezeyanını hangi psikolog ya da psikiyatr dindirebilecektir? Bu kişisel gelişimcilik ideolojisi içerisinde birey hem kendine yetemeyişinin hezeyanını, hem de suçluluğunu taşıyor. Bütün bu engellenmeler içerisinde bireyde agresyon, öfke duyguları oluşuyor, kişisel gelişim ona şunu söylüyor: "başaramıyorsan bu senin suçun." Birey, içinde bulunduğu sistemi ve çağı anlamlandıramıyorsa, öfke kendine yöneliyor. Öfkenin kendine yönelmesinin tezahürü ise suçluluk psikolojisidir çünkü. Hem yoksunluk içerisindeyim, bir de bu ideolojiyle birlikte suçluluk hissetmeye başlıyorum. Bireyi darmadağın edecek bir düzen...
Sistemi değiştirecek gücüm yok, Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ında dediği gibi, "...karşımda onu aşamayacağım bir duvar var diye ona boyun eğecek değilim." Gerçi o daha çok insanın varoluşuna yönelik söylemişti bunları, ben biraz politize etmiş olayım...
Anlamak çözmeye yetmeyebilir, ama acımıza bir anlam katabilir, ki bu dibine kadar sürüklendiğimiz anlamsızlık içerisinde...