Cumhuriyetimizin kurulduğu yıllarda Atatürk, halkın eğitilmesi ve demokratik ortama entegrasyonu için birçok atılımda bulunmuştur, bunlardan biri Grigory Petrov'un Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının müfredata eklenmesiydi. Eser kısaca, 19.yy'ın sonunda Finlandiya'nın bağımsızlık ve cehaletten kurtulmak için bir avuç aydının mücadelesini anlatmaktadır. Emsal teşkil etmesi bakımından manidardır, fakat halkın çoğunun etkin katılımını göz önünde bulundurursak bir Finlandiya olamadığımız açıktır, okuyan bir toplum olamadık zaten. O dönemin koşulları böyle bir eserin yol göstericiliğine gayet uygundu. Peki bugün? Bugüne dair benim de müfredata yönelik bir önerim var. Bugünün siyasî görüntüsüne bakarsak, George Orwell'ın 1984'üne ne kadar benziyor değil mi? Dış güçler, dış saldırılar, "birliğimizin" tehdit altında olması vs. Okyanusya'nın iktidarı kitapları yasaklıyordu, Ray Bradbury'nin Fahrenheit 451'inin kitapları yakması gibi. Muasır medeniyetlere ulaşırsak Huxley'in distopyasını yaşayabiliriz, ama biz bilim-kurgu konusunda da "gerideyiz" maalesef.

 

1984'te yapılan vurgu, kaygı korku ortamının yarattığı düşünemezlik ve fizyolojik olarak analitik düşünmeden sorumlu pre-frontal korteksin baskılanması, ilkel bölgelerin aktivasyonudur. İnsanı tanıma merakının bizi getirdiği noktada elde ettiğimiz bilgileri manipülasyon için kullanıyor oluşumuz, medeniyetimizin seviyesini göstermektedir, Kardashav Ölçeği'nde Tip 1 Uygarlık bile değiliz örneğin... 

 

Neyse, ben bağlam yaratmaya çalışırken kopuyor konu, dallanıp budaklanıyor, şöyle bağlayalım öyleyse: müfredat dedik, kitaplardan bahsettik, halihazırda bir müfredat karmaşası yaşanıyor zaten. Benim de Millî Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin'e önerimdir: Orwell'ın 1984'ünü müfredata koyun, seçmeninizin bilişsel çelişkilerini giderin. Neyi savunacakları konusunda ciddi kafa karışıklığı yaşıyorlar, yapmayın...