"Otizmli Bireylerin Toplumsal Entegrasyonu: Aydın Otizm Derneği'nin Çalışmaları ve Başarı Hikayesi"

Otizm, bireylerin sosyal iletişim, davranış ve duyusal algı alanlarında farklılıklar yaşadığı nörogelişimsel bir durumdur. Genellikle erken çocukluk döneminde belirtileri ortaya çıkar ve bireyden bireye değişiklik gösterir. Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olarak da bilinen bu durum, sosyal etkileşimlerde zorluklar, tekrarlayan davranışlar, sınırlı ilgi alanları ve duyusal hassasiyetlerle kendini gösterebilir. Otizm bir hastalık değil, beynin farklı bir çalışma şeklidir. Erken tanı ve bireysel ihtiyaçlara uygun destek programları, otizmli bireylerin yaşam kalitesini artırmada önemli rol oynar. Bu konu hakkında alanında Uzman Otizm Derneği Başkanı Adnan Özdemir ile bir röportaj yaptım.

RÖPORTAJ - 01-01-2025 19:54

Kendinizi tanıtır mısınız?

Ben Adnan Özdemir, öğretmenim ve Aydın Otizm Derneği Başkanıyım. 30 yıllık bir eğitimci olarak, otizm konusunda da birçok çalışmada yer aldığımı söyleyebilirim. Bu alandaki deneyimlerimle, otizmli bireylerin ve ailelerinin yaşamlarını kolaylaştırmak adına çeşitli projeler ve girişimlerde bulunmaya devam ediyorum.

 

Derneğinizin kuruluş hikayesini paylaşabilir misiniz? Hangi ihtiyaçlardan yola çıkıldı?

Manisa’da çalıştığım dönemde, Manisa Otizm Derneği’nin kurucuları arasında yer aldım. Daha sonra memleketim Aydın’a döndüğümde, benzer bir sivil toplum kuruluşunun burada bulunmayışı beni derinden üzdü. Bu eksikliği gidermek adına harekete geçerek, Aydın’daki aileleri bir araya topladım ve 2017 yılında “Aydın Otizm Gençlik ve Spor Kulübü Derneği’ni” kurdum. Ancak, pandemi, darbe girişimi gibi çeşitli olaylar nedeniyle derneğin faaliyetlerine bir süre ara vermek zorunda kaldık. 2024 yılına geldiğimizde hem spor kulübü hem de dernek olarak aynı çatı altında bulunmamaktan kaynaklanan bir ihtiyaç üzerine isim değişikliği yapmaya karar verdik. Böylece, 2024 yılında “Aydın Otizm Derneği” adıyla faaliyetlerimize yeniden başladık. Bu süreçte, 2017’den 2024’e kadar kesintisiz bir çalışma geçmişimiz olduğunu gururla belirtmek isterim.

 

 

 

 

Otizmle ilgili farkındalık yaratma adına ne tür projeler yönetiyorsunuz?

Biz, ailelerle kurumlar arasında bir köprü olma ihtiyacını ortadan kaldırmayı hedefliyoruz. Her aile, bireysel anlamda bir sorunu çözmek için çaba gösterdiğinde belirli bir noktaya kadar ilerleyebiliyor. Ancak, eğitim düzeyi ve bilinç seviyesi farklılık gösteren ailelerimiz bir arada düşünüldüğünde, hangi davranışlara hangi rol modellerin oluşturulması gerektiği konusunda genellikle sınırlı bilgiye sahip oluyorlar. Bu noktada, biz devreye giriyoruz. Aile eğitimlerimiz, sosyal medya gruplarımız ve doktorlarımızın tavsiyeleri doğrultusunda, hangi davranışta nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini birlikte öğreniyoruz. Ayrıca, sosyal kurumların otizme bakış açısını değiştirmek adına gerekli girişimlerde bulunuyoruz. Örneğin, Milli Eğitim Müdürlüğümüz ile iş birliği yaparak, eğer bir sınıfa ihtiyaç varsa, otizmli çocukların açıkta kalmaması adına sınıf açılması yönünde adımlar atıyoruz. Belediyelerle de çocuklarımızın geleceği için yapılması gerekenler konusunda iş birliği içinde çalışıyoruz. Otizmin olmazsa olmazı eğitimdir; eğitimle önemli bir yol kat edebiliriz. Bunun yanı sıra spor ve müzik, gelişimde büyük rol oynayan en önemli faktörler arasında yer alır. Derneği kurarken belirlediğim bir sloganımız var: “Uzat elini bana, ben de varım bu toplumda.” Bu sloganla çıktığımız yolda, bugün Aydın’da birçok başarıya imza attığımıza inanıyorum. Tabii ki maddi gücümüz her şeyi aşmakta yeterli değil, ancak yerel yönetimlerimizin desteği sayesinde Aydın ilimizin merkez ve tüm ilçelerinde otizmle ilgili yerler açıldı ve otizmli çocuklarımızın eğitimine katkı sağlandı. “Uzat elini bana” sloganının karşılık bulmuş olması, bu başarının en büyük göstergesidir. Bugün Aydın, otizm konusunda Türkiye’de örnek gösterilen illerden biri haline gelmiştir. Bu başarı, yalnızca bizim değil, tüm otizm dostlarının ortak çabasıdır.

 

Otizmi bireylerin istihdamı konusunda Türkiye’de hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz? Bu alanda ne tür çözümler öneriyorsunuz?

Bu konuda dünya çapında ve ülkemiz genelinde çok büyük projeler var, ancak uygulama boyutunda maalesef hep geri planda kalıyoruz. Manisa’da çalıştığım dönemde bu tür projeleri belirli bir çerçevede hayata geçirmeyi başarmıştık. Çocuklarımız, galoş ve köpük bardak üretmeye başlamış, istihdamda etkin bir şekilde yer almışlardı. Otizmli bireyler, tekrarlayan davranışlardan asla sıkılmadan, aynı hareketi ilk başladıkları andaki titizlikle sürdürebiliyorlar. İşte bu özelliklerinden yola çıkarak, onların neler yapabileceğini keşfetmek adına bazı projeler geliştirdik. Bu projeler hem çocuklarımızın yeteneklerini ortaya koymasını hem de üretken bireyler olarak topluma katkıda bulunmasını hedefliyordu. Bu gibi girişimlerin yaygınlaşmasıyla, otizmli bireylerin topluma daha fazla entegre olmalarına katkı sağlayabiliriz.

 

Toplumda otizmle ilgili en büyük yanlış algılar veya ön yargılar nelerdir? Bunları kırmak için neler yapıyorsunuz?

Toplumun otizm konusunda bilinçlenmesi büyük bir önem taşıyor. 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü olarak kutlanıyor, ancak farkındalık sadece bir güne sığdırılmamalı. Bu çabayı yılın 365 gününe yaymalıyız, çünkü otizm, dünya genelinde hızla artış gösteren bir durum. 10 yıl önce her 648 çocuktan 1’i otizmli doğarken, bugün resmi rakamlar her 32 çocuktan 1’inin otizmli doğduğunu gösteriyor. Bu hızla devam ederse, gelecekte her 3 çocuktan 1’inin otizmli olabileceği ihtimali beni endişelendiriyor. Toplum olarak bu duruma bir çözüm üretmemiz gerekiyor. Şu anda ise otizmle yaşamayı öğrenmek zorundayız. Unutulmamalıdır ki otizmli çocuklar zeka geriliğine sahip değildir, ancak her biri de süper zeka değildir. Önemli olan, bu çocuklarla toplum içinde nasıl bir uyum sağlayabileceğimizi, onları hangi alanlarda değerlendirebileceğimizi öğrenmek ve bu konulara dikkat çekmektir. Benim de en büyük çabam bu yönde. Otizm tanısı aldıktan sonra çocukların ve ailelerin yaşam şekli tamamen değişiyor; her şey farklı bir yöne evriliyor. Bu nedenle, toplumun bu konuda bilinçlenmesi ve otizmli bireylerin yaşamlarını kolaylaştıracak adımlar atılması şarttır.

 

Türkiye’de otizm farkındalığı hangi seviyede? Bu konuda topluma düşen sorumluluklar nelerdir?

Otizmli bireylerin hayatını kolaylaştıracak düzenlemeler ne yazık ki yeterli seviyede değil. Normal gelişim gösteren çocuklarımız kamplardan nasıl yararlanıyorsa, otizmli çocuklarımızın da aynı şekilde yararlanması gerekiyor. Ancak bizim çocuklarımıza kamp imkanları genellikle uygun olmayan dönemlerde, örneğin Kasım-Aralık gibi tahsis ediliyor. O havada normal çocuklar bile denize giremezken, otizmli çocuklarımızın girmesi nasıl mümkün olabilir? Otizmli bir ailenin yaşamını anlamadan “Allah kolaylık versin” demek, aslında incitici bir yaklaşımdır. Çünkü o insanlar zaten bu zorluklarla yaşıyor. Asıl önemli olan, “Neresinden tutup nasıl yardımcı olabilirim?” diye düşünmektir. Otizmli bir çocuğun olduğu evler genelde farklı bir düzene sahiptir: Kırılacak eşyalar ortada bulunmaz, televizyon askıya alınmıştır, komşuluk ilişkileri sınırlıdır. Basit gibi görünen bir markete gitmek bile büyük bir zorluk haline gelebilir. Ben de bir otizmli çocuk babasıyım; 20 yaşında bir oğlum var. Biz bu süreçte çok şanslıydık ve birçok engeli aşmayı başardık. Ancak 4 yaşından itibaren sürekli bir koşuşturma içindeyim. Bu noktaya gelmemiz, sivil toplum kuruluşlarıyla, derslerle, sosyal aktivitelerle mümkün oldu. Ailelere en büyük tavsiyem, çocuklarını asla saklamamalarıdır. Çocuklarınızı parka götürün; eğer diğer çocuklar oynamak istemezse, onların dikkatini çekmek için gerekirse çikolata ya da şeker verin. Markete götürün, kendi alışverişini yapmasını sağlayın. Süt dökülürse ne olur? Biz toplarız. Önemli olan, çocukların sosyal hayata dahil olması ve özgüven kazanmasıdır. Bu, onların toplumda var olmasını ve gelişimini destekler. Bizim oğlumuza yüzemez dediler; şimdi yüzüyor ve yarışmalara hazırlanıyor. Bisiklete binemez dediler; bisiklete biniyor. Okuma yazma öğrenemez dediler; okuyor ve yazıyor. Şu anda yeme içme bölümünden mezun olmak üzere. Mezun olduktan sonra pasta ve börek alanında çalışması için istihdam imkanları yaratmayı düşünüyoruz. Ancak bu, bireysel bir çaba. Bu gibi düzenlemelerin kurumsal düzeyde yapılması gerekiyor. Korumalı işyerleri kurulmalı ve tüm fabrikalar engelli bireyleri istihdam etmeye teşvik edilmelidir. Örneğin, sanayi bölgelerinde küçük alanlar oluşturulabilir. Bu alanlarda her çocuk, başında bir eğitmenle birlikte, kendi becerisine uygun şekilde çalışabilir. Böyle bir sistem, istihdam sorununu büyük ölçüde çözebilir ve otizmli bireylerin topluma kazandırılmasını sağlayabilir.

 

Otizmli bireyler için sunduğunuz eğitimden bahseder misiniz?

Biz, dernek olarak toplum yararına çalışmalar yaparak öğrencilerimizin ve insanlarımızın daha mutlu bir yaşam sürmelerini ve çocuklarımızın geleceğini daha güzel hale getirmek için çaba sarf ediyoruz. Halk Eğitim Merkezleri ile yaptığımız protokoller sayesinde çocuklarımızı çeşitli etkinliklere dahil ediyoruz. Örneğin, müzik kurslarına katılmalarını, zeybek oyunları öğrenmelerini sağlıyoruz. Yine, Gençlik ve Spor Müdürlüğü ile gerçekleştirdiğimiz iş birliğiyle hentbol gibi ağırlıklı spor dallarında çocuklarımızın gelişim göstermesine katkı sağladık. Çocuklarımızı yıl boyunca suyla buluşturmak adına yaz aylarında Büyükşehir Belediyesi'ne ait havuzlardan birinin sadece otizmli çocuklar için ayrılmasını sağladık. Kış aylarında ise Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) havuzunda yüzme çalışmaları yürütüyoruz ve bu çalışmaların oldukça olumlu sonuçlar verdiğini görmek bizleri çok mutlu ediyor. Ayrıca, Büyükşehir Belediyemiz, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğümüz ve Halk Eğitim Merkezimiz iş birliğiyle masa tenisi branşında büyük başarılar elde ettik. Çocuklarımızdan biri Türkiye birinciliğini kazandı ve milli sporcu olma yolunda ilerliyor. Bu başarı, bize büyük bir gurur ve motivasyon kaynağı oldu.

 

 

 

SONUÇ:

Sonuç olarak, otizmli bireylerin topluma entegrasyonu ve yaşam kalitesinin artırılması adına yürütülen çalışmalar büyük bir öneme sahiptir. Adnan Özdemir ve Aydın Otizm Derneği'nin örnek çalışmaları, otizmli bireylerin eğitim, spor ve istihdam alanlarında ne kadar önemli bir potansiyele sahip olduğunu gösteriyor. Toplum olarak, otizmli bireylerin farklılıklarını kabul ederek ve onlara uygun fırsatlar sunarak, onların daha bağımsız ve mutlu bir yaşam sürmelerini sağlamak mümkün. Eğitim, erken müdahale, sosyal entegrasyon ve istihdam fırsatları, bu bireylerin toplumsal hayata katkı sağlamalarını destekleyecek temel unsurlardır. Otizme dair farkındalık, yalnızca belirli günlerle sınırlı kalmamalı, her zaman aktif bir şekilde toplumun her kesiminde artırılmalıdır. Bu sayede, otizmli bireylerin potansiyellerini keşfetmeleri ve toplumla uyumlu bir şekilde yaşamaları sağlanabilir.

Günün Diğer Haberleri